Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız.
Üye olmayanlar Forumumuzdan hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz, Mesaj yazamaz, Konu açamaz, Eklenti indiremez. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için Üye olabilirsiniz..



Örnek Portreler hayatlarından ders ve ibret alacağımız örnek insanlar...

Cevapla
Alt 27-07-2008, 03:51   #1 (permalink)
dutkmd
Süper Üyemiz
 
dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 8.851
dutkmd is an unknown quantity at this point
dutkmd - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Türk milletinin kahramanı: Husrev Altınbaşak

Türk milletinin kahramanı: Husrev Altınbaşak



Click the image to open in full size.

Husrev Efendi, 1931’de tam intisap ettiği üstadının en mümtaz yardımcısı olmuştur ve üstadının ifadeleriyle: “Bu zat müstesna ve şirin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsada çalışan anarşistliği kır(mış) ve tecavüzünü durdur(muş) ve bu mübarek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştir(miştir). Türk gençlerini ve nesl-i atiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesile ol(muştur).”

Ben dava eder ve ispat ederim ki: Bu soğukta soğuk muamele gören ve millete ve vatana zararlı tevehhüm edilen ve vücutça hastalıklı bulunan Husrev; Türk milletinin manevî büyük bir kahramanı ve bu vatanın bir halaskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır.” diyordu Bedîüzzaman Hazretleri. Nasıl demesin ki! Millet ve memleketin selameti noktasında her şeye rağmen davasına sahip çıktığı çileli hayatının en yakın omuzdaşı Husrev Efendi olmuştur her zaman. Hem Husrev Efendi, varisi olduğu malının hemen hemen hepsini ve çile içinde geçen ömrünü, -üstadıyla beraber- bu milletin selameti için fedâ etmekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.


MİLLÎ KAHRAMANLIK
Milletin gerçek kahramanları, milleti millet yapan değerlere sahip çıkan insanlardır. Millet; din, dil ve vatan temel değerlerinde birleşen topluluklara verilen isimdir. Her kim, dinine, diline ve vatanın bölünmez bütünlüğüne –hepsine birden eş zamanlı olarak- sahip çıkıyorsa, ancak o zaman milletinin kahramanıdır. Televizyon dizilerinde verilmeye çalışılan kahramanlık kavramları, faydadan çok zarar verecek türdendir. Zira kahramanlık, bizim haricimizdeki her şeyi düşman veya hain görmek demek değildir.


Türkler İslâm’la şereflendikten sonra, İslâm’ın en mümtaz taşıyıcıları olmuşlardır. İslâm’a sahip çıktıkları nispette değer kazanmışlar ve bütün dünya Müslümanlarının abisi hükmünde olarak hilafeti deruhte etmişlerdir. Türklüklerini İslâm’a kale yapmışlar, Osmanlı Devleti şahs-ı manevîsi altında muazzam bir organizasyon gerçekleştirmişlerdir. Bu organizasyonda tüm insanların, dinlerin ve dillerin hukuku muhafaza edilmiştir. İslâm’ın saadet halini dünya, bir kez de Osmanlı Devleti’nin
şahsında görmüştür.


Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, bu mevzu ile alâkalı olarak şöyle diyor: “Önce Araplar, kavimden kavime bu hizmeti yapmışlar, bundan sonra Emeviler’in son zamanlarında olduğu gibi bu hizmet, Arap’tan Acem’e doğru geçmiş, hadîs-i
şerîfin de gösterdiği üzere Fars kavmi maddî ve manevî olarak İslâm’a çok büyük hizmetler etmiş, sonra bunlar da aynı hale gelmiş, bu defa da Allah Türkleri göndermiş; Arapların, Farsların kıymetini bilemeyip kaybettikleri İslâm devletini ele alarak İstanbul’a ve oradan yeryüzünün her kıtasına yaymışlardır. Şu halde «Ebnâ-i Fâris» hadisinin delaleti ve İstanbul’un fethi ile ilgili hadisin açıklığı ve ‘Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder ve katından bir emir getirir.’ (Maide, 5/52) ilâhî vaadinin mutlak oluşu ve işareti ile Türkler de, müjdesine girmişlerdir. Demek ki, onlar da bu nimetin kadrini, kıymetini bilmez, küfür ve küfrâna doğru giderlerse yerlerini Allah’ın göndereceği diğer bir topluma terketmeye mecbur olacaklardır.” (1)


HUSREV, TÜRK MİLLETİNİN VE BU VATANIN BİR HALASKÂRIDIR
Hz. Ali "keremallahu veche ", bütün İslâm tarihi boyunca İslâm’a zarar verecek manevî iki büyük hadiseden bahseder. (2) Birincisinden daha büyük ve tehlikeli olan ikinci hadise, 1900’lü yılların ikinci çeyreğine rastlamaktadır. 1800’lerden itibaren tecdit hareketlerinin başlamasıyla, bütün alem-i İslâm’ın abisi hükmünde olan Osmanlı, nazarını Avrupa’ya çevirmiş, terakki ve tekamülün Avrupa’ya benzemek olduğu yanlışına kapılmıştır. “Alış-verişi” onlar gibi olmak zannıyla karıştırmak bu millete çok pahalıya mal olmuştur. Tekâmül ve ilerleme hırsı, bize âit ne varsa alıp götürmüştür adeta. Özellikle de harf ve lisanımızın değişmesiyle, millet olmanın temelindeki unsurlardan en önemlisi kaybedilmiştir. Bütün nazarlar düşmandan kurtulmaya odaklandığı 1922’li yıllarda ise, dine zarar verecek efkarın toplum içerisinde hızla yayılıyor olması gözlerden kaçırılmıştır. Millet olmak, düşmandan kurtulmakla eşdeğer kabul edilmiştir. O gün bu gündür –politik, siyasi, vatanperverlik adına- milliyet, İslâm’dan önde tutulur olmuştur.


Halbuki hakiki milliyetimiz İslâmiyetimizdir. İslâmiyetini kaybeden Türk topluluklarının, Türklüklerini de kaybettikleri vakıadır. (Budizmi kabul eden Tabgaçlar, Museviliği kabul eden Hazarlar ve Hunlar gibi.) İşte Husrev Efendi, 1931’de tam intisap ettiği üstadının en mümtaz yardımcısı olmuştur ve üstadının ifadeleriyle: “Bu zat müstesna ve şirin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsada çalışan anarşistliği kır(mış) ve tecavüzünü durdur(muş) ve bu mübarek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştir(miştir). Türk gençlerini ve nesl-i atiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesile
ol(muştur).” (3)


EY TÜRK MİLLETİ!
Bugün var olmaktan bahsedebiliyorsak bu manevî kahramanlar ve hizmetleri sayesinde olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Bilelim ki, herbir eşyanın bir ismi, bir tanımı ve vazifesi vardır. Milletlerin isimlerinin, tanım ve tanınma için olduğunu Kur’an söylüyor. Vazifelerine gelince: Bazıları vazifelerini bitirir, kullanılmayan eşyaların bir köşeye kaldırıldığı gibi, tarih olur gider. Bazılarının vazifeleri ise, devam eder; isimleri, dahil oldukalrı şahs-ı manevî içerisinde ebediyen yaşar.


Kaderin ve tarihin ve daha bir çok unsurun, Türk Milleti’nin omuzuna yüklediği İslâm’a hizmet vazifesinin elan devam ettiği aşikardır. Bu millet sadece kendisine değil, bütün insanlığa hizmet edecektir inşaallah. Bu da herkesi kuşatan ve kucaklayan bir nazar ve sistemle olmalıdır ki, o da ancak İslâmiyet’tir. Ve bu vazifeyi bu zamanda en mükemmel surette yapan, Risâle-i Nûr’dur.


Evet, bütün hayatını bütün dünyanın selametine vesile olacak bir hizmete vakfeden ve bütün ömrünce hiç tereddütsüz, Allah için insanlığın selametine sarfeden bu isimsiz hakiki kahramanlar, elbette ki hatırlanacak, hizmetleri herkes tarafından bilinecektir. Hazineyi uzakta aramaya gerek yok. Motivasyon istiyorsanız, işte Çanakkale. Hedef istiyorsanız, Allah’ın rızasından gayrısı yalan. Kudret istiyorsanız, kalbinize bakınız. İmanınınzın üstündeki külleri üfleyiniz.
Sizler Allah’ın kullarısınız. Herbiriniz -müslüman olmak kaydıyla- dünyalara bedelsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c: 8, sh:
Geniş bilgi için: Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi Mecmuası, 18. Lema, sh: 132
Said Nursi, Şualar II Mecmuası, sh: 547

AHMET HUSREV ALTINBAŞAK HAZRETLERİ "rahmetullahi aleyh "
1899 yılında Isparta’da dünyaya geldi. İdâdi mektebini bitirdikten sonra, teğmen rütbesiyle Batı Cephesinde Kurtuluş savaşına katıldı. 1931 yılında Bedîüzzaman Hazretleri ile tanışması, hayatının en büyük dönüm noktası oldu.
1926 yılında sürgün olarak Isparta’ya gelip Barla’da ikamet etmekte olan Bedîüzzaman Hazretleri ile tanıştıktan sonra, artık hayatını îman ve Kur’ân
dâvâsına vakfederek Onun en sâdık talebesi, ve en samimi dava arkadaşı olmuştu. O yıllarda,
Kur’ân-ı Kerîm’in tevâfuklu olarak yazılması vazifesi açılmış, ve bu büyük vazife on kişi içerisinde kendisine tevdî edilmişti.
Husrev Efendi, üzerinde kırk sene çalışarak, Kur’ân-ı
Kerîm’i dokuz defa yazdı. O, aynı zamanda, kaleminden nurlar saçan, yorulmaz bir Risâle-i Nûr Kâtibi idi.
Hayatı, Üstadının hayatı gibi çilelerle dolu geçti. Eskişehir (1935), Denizli (1944), Afyon (1948), Isparta (1960), Eskisehir (1971) tevkif ve mahkemeleri ile
Bursa, Bergama, İzmir ve Buca cezaevlerinde yedi yıl hapis yatmıştı. Husrev Efendi, çile ve mücadele dolu bir hayat sonunda, 1977 yılı Ramazan ayında, 19 Ağustos’ta İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Geride, yazdığı Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm, yazdığı binlerce nüsha Nur Risâleleri yanında, yetiştirdiği çok sayıda talebeleri gibi büyük eserler bıraktı. Allah Ondan razı olsun! Sahip olduğu iman şuuru ve ihlâstan bizleri de nasipdar eylesin! (Âmîn)

İngiliz kralı, sömürgeler bakanına sorar: “Sence sömürgeler mi önemlidir, yoksa donanma mı?” Bakan, “donanma” diye cevap verir. “Zira sömürgeler kaybedilebilir, fakat donanmanız varsa yeni sömürgeler elde edebilirsiniz.” Kral bu kez, “Peki, asker mi önemlidir, donanma mı?” diye sorar. Bakan, “Asker daha önemlidir. Çünkü, donanma harap olup eskiyebilir, fakat askeriniz olursa yenisini inşa etmek mümkündür.” der. Kral son olarak: “Asker mi önemlidir, Şekspir mi?” der. Bakan hiç tereddüt etmeden “Şekspir” diye cevap verir. Kral “neden?” der. Bakan: “Çünkü askerleriniz ölebilir, kaybolabilir. Fakat elinizde Şekspirinki gibi bir eser olursa, İngiliz ruhuna uygun yeni askerler yetiştirebilirsiniz” diye cevap vermiştir.

Halbuki hakiki milliyetimiz İslâmiyetimizdir. İslâmiyetini kaybeden Türk topluluklarının, Türklüklerini de kaybettikleri vakıadır.



Metin Said SERDENGEÇTİ
irfan mektebi
__________________
Click the image to open in full size. Click the image to open in full size.

Mutluluk insanı tatlı yapar...
Başarı ışıltılı...
Zorluklar güçlü...
Hüzün insanı insan yapar,
yenilgi mütevâzı...

Konu dutkmd tarafından (27-07-2008 Saat 04:01 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Türk milletinin kahramanı: Husrev Altınbaşak
dutkmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
1
Sponsored links
Alt 27-07-2008, 03:58   #2 (permalink)
dutkmd
Süper Üyemiz
 
dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 8.851
dutkmd is an unknown quantity at this point
dutkmd - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Elmas Kalemli Husrev Efendi "rahmetullahi aleyh "

Click the image to open in full size.Hazret-i Ali "keremalluhu veche’nin “Biz Âl-i Beyt’ten birer Gavs çıkıp her kürbet ve şiddet zamanında imdat ediyoruz.” müjdesinin âhirzamanda tahakkukuna bizzat vesîle olan Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri, Risâle-i Nûr hizmetinin parlak netîcelerini ve müceddidliği sadece şahsı nâmına kabûl etmez. Onun bu tavrı îmânından kaynaklanan tevâzusunun cilvesi olmakla beraber mühim bir hakikatin de ifâdesidir.

Bu tavrının sebebini de yine bizzat kendisi vermiştir: Kendisine her fırsatta minnettarlıklarını ifâde eden Ahmed Husrev Altınbaşak gibi bazı talebelerinin ‘iktiran’ı ‘illet’le iltibas ettiklerini söylemiş ve “Eğer Üstâdımız buraya gelmeseydi, biz bu dersi alamazdık. Öyle ise onun ifadesi, istifademize illettir.” diyen talebelerine şöyle cevap vermiştir: “Ey kardeşlerim! Cenâb-ı Hakk’ın bana da sizlere de ettiği nimet beraber gelmiş, iki nimetin illeti de Rahmet-i İlâhiyyedir.






Ben de sizin gibi iktirânı illetle iltibâs ederek, bir vakit Risâle-i Nûr’un sizler gibi elmas kalemli yüzer şakirdlerine çok minnetdarlık hissediyordum. Ve diyordum ki: Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmî bir bîçâre nasıl hizmet edecekti? Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyle olan kudsî nimetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakıyet ihsân etmiş. Birbirine iktirân etmiş, birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnetdarlığa bedel, dua ve tebrik ediniz.” (1)

Burada Hazret-i Üstâd’ın dikkat çektiği ve kendisine ihsân edilen birinci nimet Risâle-i Nûrları ‘ifâde’ nimetidir. Diğer bir ifâdeyle ‘te’lîf’ nimetidir. Birinci nimetle beraber ihsân edilne ikinci nimet ise ‘kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmet’tir. Yani ‘neşir’ nimetidir. Bu iki nimetin ihsânı, te’lîf ve neşirdeki muvaffakiyet, Risâle-i Nûr’un te’sirinin azametindeki ve Risâle-i Nûr hizmetinin cihanşümûl bir da’vâ olmasındaki ve milyonlarca kalp ve dimağda ma’kes bulmasındaki esas iki âmildir. Bedîüzzaman Hazretleri de bu iki nimete dikkat çekmekte ve ikinci nimete mazhar olan talebelerini tebrîk etmektedir.
İkinci nimet olan ‘kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmet’ yani neşir vazifesine en ziyâde mazhar olan Nûr Talebeleri ise, Hazret-i Üstâd’ın “Benim şahsımın da hakikî vekîlimdirler.” (2) dediği ve Medresetü’z-Zehrâ Erkânları diye tavsîf ettiği zâtlar ve bu mübârek erkânın mümessili olan ve Hazret-i Üstad tarafından kendisine ‘Gül Fabrikası’ (3) ünvânı verilen Ahmed Husrev Altınbaşak Hazretleri’dir.
Husrev Efendi’nin kalemini, “Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr hazînelerinin kerâmetli ve yaldızlı bir anahtarı”,(4) “Kur’ân-ı
Mu’cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr’un mu’cizevâri kerâmetleri ve hârikaları”, (5) “Risâle-i Nûr’un pek kuvvetli bir kerâmeti”(6) ve “Kur’ân’ın altın bir anahtarı” (7) gibi ifâdlerle tavsîf ve taltîf eden Bedîüzzaman Hazretleri onun Risâle-i Nûr hizmetindeki vazîfelerini şöyle sıralamıştır: “Husrev’i tashihte ve tevzi’de ve tedbirde ve muhâberede ve Nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz; hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektubundan anlıyorum.” (8)Husrev Efendi, Hazret-i Üstâd’ın,
“Hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirâyeti…”(9) cümlesiyle ifade ettiği gibi, 1931 senesinden beri muhteşem bir tedbîr ve dirâyetle yine Hazret-i Üstâd’ ın ifâdesiyle ‘Husrev’in Sistemi’ ile, te’lîf edilen bütün eserleri hem tebyîz (redakte) etmiş hem neşretmiş, hem yaklaşık 100 merkeze tevzî etmiş (göndermiş) hemde bu merkezlerle Hazret-i
Üstâd arasındaki muhâbereyi te’mîn etmiştir. Hazret-i Üstad ondaki bu terakkiyi şöyle ifâde etmiştir: “Husrev’in kalemi gibi; fikri, kalbi de o nispette hârika diyebiliriz. Risâle-i Nûr’a karşı irtibatı ve iştiyakı ve kanaati gittikçe terakki ve inkişaf ediyor. Hiçbir hâdise onu sarsmıyor, fütur vermiyor. Hem onun bir hârikası odur ki: Risâle-i Nûr’a
beş sene yabanî kaldığı halde birden intisab edip, bir ay zarfında ondört risaleyi Risâle-i Nûr’dan yazmış.” (10)

VATANIN KURTARICISI
Husrev Efendi’nin bu fevkalade hizmetlerinden dolayı Hazret-i Üstad onu “Türk milletinin mânevî büyük bir kahramânı ve bu vatanın bir halâskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır…” diye taltîf etmiş onun neşir hizmetini bir kez daha şöyle ilân etmiştir: “Bu zât müstesnâ ve şirin kalemiyle nûrlardan altı yüz risâleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsâda çalışan anarşistliği kırdı ve tecâvüzünü durdurdu ve bu mübârek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştirdi. Türk gençlerini ve nesl-i âtiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesîle oldu...” (11)
“Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir.” (12) diyerek hiçbir talebesine vermediği bir selâhiyeti, eserlerine müdahale etme selâhiyetini Husrev Efendi’ye veren Bedîüzzaman Hazretleri, onun neşir hizmetindeki hayâtî mevkiini Emirdağ’da zehirlendiği zaman kendi bedeline ölmek isteyen Husrev Efendi’ye verdiği şu cevapla bir kez daha gösterdi ve istikbâle mâtuf mühim de bir işâret verdi: “Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lîf zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise, hayatın dahi hizmet-i Nûriyede benim bu azablı hayatımdan o derece faidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.” (13)

ÖRNEK TALEBE
Sâir talebelerini devamlı Husrev Efendi’yi ölçü alarak ‘Kastamonu’nun
Husrevi’, ‘Denizli’nin Husrevi’, ‘ikinci bir Husrev’, ‘küçük Husrev’, ‘küçücük bir Husrev’ ifâdeleriyle tavsîf eden Bedîüzzaman Hazretleri onun manevî makamına ve hizmetlerine devamlı sûrette işâret etmiş ve talebelerini de ona hürmete davet etmiştir.
Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’ nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkiini ve Bedîüzzaman Hazretleri ve talebeleri nezdindeki mümtaz makamını gören ve bu hâli sarsmak için dessas planlar tertip eden karanlık mihrakların oyunlarına gelinmemesi için talebelerini şöyle îkaz etmiştir: “Gizli düşmanlarımız iki plânı takip ediyorlar. birisi beni ihanetlerle çürütmek ikincisi mabeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Husrev aleyhinde bir tenkid ve itiraz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır. Ben size ilân ederim ki:

Husrev’in bin kusuru olsa, ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünki, şimdi onun aleyhinde bulunmak doğrudan doğruya Risâle-i Nûr aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir...” (14) Kezâ Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’nin mümessili olduğu Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını hiçbir sûrette tenkid etmemek gerektiğini şöyle ifâde etmiştir: “Bilhassa Medreset-üz Zehra erkânlarının, hususan Husrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i îmaniyeleri ve tahripçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal binler seyyie olsa afvettirir. Öyle ise, başta Husrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesânüd ve tam kardeş olmak lâzımdır.” (15)
Husrev Efendi’yi dahîlî ve hâricî fitne ve tehlikelere karşı manevî bir zırh içerisine alan Bedîüzzaman Hazretleri talebelerinden ona hürmet etmelerini, onu da ziyâret etmelerini ve ona hizmetteki bu mümtâz mevkiinden dolayı gücenmemelerini istemiştir.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin şu ifâdeleri ise hem talebelerine bu meyanda îkâz hem de vasiyet hükmündedir: “Husrev gibi bir Nûr kahramanından benim yerimde ve Nûr’un şahs-ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir.” (16)
Sikke-i Tasdik-ı Gaybî, 120
Emirdağ Lâhikası-I, s. 12
Kastamonu Lâhikası, s. 4
a.g.e., s. 154
a.g.e., s. 297
a.g.e., s. 155
a.g.e., s. 2
Emirdağ Lâhikası-I, s. 113
Kastamonu Lâhikası, s. 25
a.g.e., s. 70
a.g.e., s. 286
a.g.e., s. 335
a.g.e., s. 92
Şuâ’lar-II, s. 279
Emirdağ Lâhkası-I, s. 29
Şuâ’lar-II, s. 266

Husrev Efendi, Hazret-i Üstâdın, “Hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirâyeti…” cümlesiyle ifade ettiği gibi, 1931 senesinden beri muhteşem bir tedbîr ve dirâyetle yine Hazret-i Üstâd’ın ifâdesiyle ‘Husrev’in Sistemi’ ile, te’lîf edilen bütün eserleri hem tebyîz (redakte) etmiş hem neşretmiş, hem yaklaşık 100 merkeze tevzî etmiş (göndermiş) hemde bu merkezlerle Hazret-i Üstâd arasındaki muhâbereyi te’mîn etmiştir.

“Ve diyordum ki: Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmî bir bîçâre nasıl hizmet edecekti?”

“Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir.”
Kastamonu Lâhikası, s. 335

Ahmed Yusuf ÖZDEMİR
irfan mektebi
__________________
Click the image to open in full size. Click the image to open in full size.

Mutluluk insanı tatlı yapar...
Başarı ışıltılı...
Zorluklar güçlü...
Hüzün insanı insan yapar,
yenilgi mütevâzı...
dutkmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:13 . Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.0.0
Kişisel Gelişim -- Türkiye'nin En Kaliteli Kişisel Gelişim Platformu Kaizen OnlineAd Management by RedTyger