Sevdiğiniz Kaybolduğunda
Zamana bağlı olmayan ani kayboluşlar vardır.
Daha bir gün önce kapıları açık olan katedralin kapıları birsabah ortadan kayboluyor,sevdiğin sonsuza dek kapısız bir katedralde hapis kalıyordu.
Öyle bir şey yapıyor,öyle bir şey söylüyor,öyle bir bakıyordu ki bu senin sevdiğin insanı son görüşün son duyuşun oluyordu.
O davranıştan ya da sözden sonra kendi içinde kayboluyordu.
İşte o zaman çaresizliği daha iyi öğreniyordun.
Yaptığını yapmamış,söylediğini söylememiş olması için yalvarıyordun kadere,sabahları sevdiğinin kaybolduğu günün bir gün öncesinde uyanmayı diliyordun.
Bir söz ya da davranış katedralin kapılarını sonsuza dek yok ediyordu.
Belki yeniden kapılar açılır diye bekliyordun.
O zaman bir şey daha öğreniyordun,katedralin kapılarını bir anda kapatacak sözler ve davranışlar vardı ama onları aynı süratle açabilecek bir söz ve davranış yoktu.
Bir katedralin içine girip kapıları kapamak kolaydı,bunu herkes yapabiliyordu,herkese en azından bir kere bunu yapabilme şansı veriliyordu ama kapanan kapıları açmaya kimsenin gücü yetmiyordu.
Sevdiğin önünde duruyorduve ona ulaşamıyordun.
Bazen o da kaybolduğu yerden çıkmak istiyor,yeniden eski günlere dönmeyi arzuluyordu ama kapılar dışarda kalan kadar içeri giren için de açılması imkansız hale geliyordu.
Böyle zamanlarda bir vakit birlikte yakınıyor,birbirinizi suçluyor,söylenen sözlere,yapılan davranışlara haklılık kazandıracak nedenler arıyordunuz.
Ve korkunç gerçek,sislerin arasından beliriyordu.
Ruhunuzun kilitlenip mühürlendiğini fark ediyordunuz.
Bu laneti çözmek için adaklar adıyordunuz.
Karşımda duran sevdiğime eski günlerde olduğu gibi dokunabileyim,sevdiğim kendi içinden çıkabilsin diye yalvarıyor,hayaller kuruyordunuz.
Ülkesinden çok uzakta kazaya uğramış bir kazazedenin,düştüğü ıssız adanın sahiline devrilmiş geminin enkazına baktığı gibi bakıyordunuz sevdiğinize.
Sizi sevdiğinize ulaştıracak gemi oydu ama artık bir enkaz halindeydi.
Ve bir yere gitmiyordu.
Başka bir gemi de yoktu.
Zaten siz bir başka gemiye de binmek istemiyordunuz.
Orada,o ıssız sahilde durup acıyla beklerken son gerçeği de öğreniyordunuz.
Sizi ya buradan bir başka geminin alıp götürmesini bekleyecek ya da o enkazı yeniden tamir edip yüzdürmek için uğraşacaktınız.
Ruhunuzun mühürlerini çözmek,sevdiğinizi sevdiğinizin içinden çıkarmak için uzun ve meşakkatli bir çabaya girişecektiniz.
Hasar ne kadar çoksa,tamir o kadar uzun sürecekti.
Ve,efsaneler diyordu ki,böyle mucizeler varmış,bazı gemiler yüzer,bazı mühürlü ruhlar açılır,bazı sevilenler kendi içinden çıkarmış.
Issız bir sahilde,sevdiğinizin yanında sevdiğinizi özleyerek ,yapayalnız,o mucizeyi bekliyordunuz.
YETERİNCE SABIRLA VE İNANÇLA BEKLERSEM OLUR DİYEREK.
Ahmet Altan..
|