Ramazan Kayacık
Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği yargı, otokritiğe özeleştiri denir. Kendini tanımak, manevî ve medenî anlamda yükselmek isteyen kişi, iç gözlem ve özeleştiriyi sıkça yapması gerekir.
Kendi davranışlarımıza, düşüncelerimize, duygula-rımıza başkalarını gözlediğimiz gibi objektif ve gerçekçi bir gözle bakabilmeliyiz. Bazen olayları abartıyor, yap-macık davranıyor ya da yapamayacağımız işlere kalkı-şıyor olabiliriz. İşte bu yanılgıdan kurtulabilmek için ba-kışımızı kendi gönlümüze, kendi iç dünyamıza yönelt-meli, kameraları kendimize çevirmeliyiz.
İnsanın kalitesi parasında, kıyafetinde, düzgün ko-nuşmasında, çok şey bilmesinde değil, hayat tarzında kendisini bilmesinde ve kendisiyle barışık olmasındadır.
Allah Rasülü (s.a.v)
“Nefsini bilen, Rabbini bilir”
buyur-muyor mu?
Nefis muhasebesi, diğer adıyla 'özeleştiri' yaygın bir uygulama değil. Başkalarının yapıp ettiklerinden şikâ-yette bulunduğumuz kadar kendimizi eleştiriye tâbi tut-muyoruz. Hâlâ başkalarına çuvaldız batırmaya devam ediyoruz ama kendimize küçücük bir iğneyi değdirmeyi çok görüyoruz.
Bizler başkalarına olduğu kadar kendimize de ya-bancıyız. Başkalarını bilen insan bilgili, kendini bilen kimse akıllıdır. Birisini tenkit etmek istersek, en münasip yer aynamızın karşısı olmalıdır. Çünkü aramakta oldu-ğumuz doğruların bulunacağı adres kendi yürekleri-mizdir. En tehlikeli cahillik, hiçbir şey bilmemek değil, kendini bilmemektir. Haddini bilen; ne olup ne olmadı-ğını bilen ve ona göre bir davranış sergileyen kimse bela ve musibetlerden kurtulur. Çünkü insan en büyük kötü-lüğü zannedildiği gibi düşmanından da dostundan da görmez, kendinden görür. Onun için N. Fazıl'ın ifade-siyle; 'Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki, cemi-yetin üstüne çıkalım.'
Yaşamak, kişinin kendi kendisini adam etmesi, aklını ve bilgisini kullanarak özüne dönük hayat sürmesi de-mektir. Özüne dönük yaşayanda her zaman kazanır. As-lında özeleştiri insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemlidir. Takvanın en önemli ve temel işlevi insana doğru bir şekilde kendini inceleme ve doğ-ruyu yanlıştan ayırdedebilme kabiliyet ve gücünü ver-mesidir.
Nefis muhasebesi 'kendini inceleme' hiçbir zaman kendini herşeyden masum görme anlamına gelmez. Bu anlamda insanın manevî mertebelere ulaşması için sıkça nefis muhasebesine başvurması gerekir. Bir de özeleştiri yaparken Rabbimizin doğru-larına göre kendimizi kıyaslamalıyız.
Çünkü insan-ların vicdanları her zaman subjektif olabiliyor. Kur'an-a göre insanın en büyük düşmanı, kişinin kendi ken-dini kandırması ya da kendi nefsini aldatmasıdır.
“Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepini-zin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bil-direcektir.” (5 Maide, 105)
Özünü eleştirmek, ferdî olabileceği gibi topluluğa ait de olabilir. Ailenin, grubun, cemaatin, ümmetin za-man zaman kendi durumlarını gözden geçirmeli, ola-bildiğince tarafsız değerlendirmeler yapılabilmeli, or-taya çıkacak sonuca göre durumdan vazife çıkara-bilmeliler.
Kur'an-ı Kerim bir açıdan mükemmel bir tenkid kitabıdır. O, yanlış olan her şeyi tenkid eder. Hatır gö-nül adına hiçbir yanlışa göz yummaz, savsaklamaz. Çünkü yanlış karşısında sessiz kalmak, yanlışa ortak olmak anlamına gelir. Kur'an'ın yanlış bulduğu ve ten-kit ettiği ilk ve en önemli şey insanların kendi elleriyle yaptıkları, ürettikleri, kendi eserleri olan birtakım nes-nelere (putlara) tapmaları konusudur. Yapıp tuttukla-rımıza, ağzımızdan çıkan sözlere çok dikkat etmemiz gerekir.
Ömer Hayyam:
“Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?” diyerek özel-leştiriye davet ediyor.
Hz. Ömer (r.a) ait olduğu ifade edilen; “Hesaba çe-kilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz.” tavsiyesine riayet azmi içinde olmak gerekir. Özeleştiri sayesinde kişinin yapması gerektiği halde yapamadıkları ve yap-maması gerektiği halde yaptıkları için yüreğinin derin-liklerinden kopup gelen bir pişmanlık sarar benliğini. Müslüman yerine göre geri adım atmasını bilen kişidir. Yanlışlarının arkasında durmanın onları savunmanın kimseye bir faydası yoktur. Yanlışları namus gibi, kutsal bir şeymiş gibi sahiplenmek çok akıllıca bir davranış değildir.
Kendi ve bağlı bulunduğu sosyal grubu oto kritiğe tâbi tutmayan yapı ve oluşumlar, zamanın yıpratıcılığı karşısında eriyip giderler. Saplanıp kaldığımız düşün-celerimizi değiştirmeye çalışırsak hayatımızda çok şey değişecek. “Düşünceleriniz ne ise hayatınız da odur. Ha-yatınızı değiştirmek istiyorsanız önce düşüncelerinizi değiştirin" diyor Marcus Aurelius.
Şöyle bir öykü anlatılır:
Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir so-panın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her sefe-rinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferin-de patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebi-lirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, za-vallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine geti-riyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın so-nunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş. "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”demiş.
Neden? diye sormuş sucu. Niye utanç duyuyorsun?
Kova cevap vermiş;
Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Be-nim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağ-men, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun. Sucu söyle demiş:
"Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çi-çekleri fark etmeni istiyorum." Gerçekten de tepeyi tır-manırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yi-ne suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü his-setmiş ve yine sucudan özür dilemiş.
Sucu kovaya sor-muş: "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark et-tin mi? Bunun sebebi, benim senin kusurunu bilmem ve onu değerlendirmemdir. Yolun seni taşıdığım tara-fına çiçek tohumları ektim ve her gün ırmaktan döner-ken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun masasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, patronumuz evinde bu güzel-likleri yaşayamayacaktı" der.
Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepi-miz aslında çatlak kovalarız. Kusurlarımızdan korkma-yalım. Onları sahiplenelim ve hatalarımızda ısrar değil, düzeltme yapalım.
İnsan başkalarından önce kendi kendini (özünü) hesaba çekmeli, eleştirmeli, dünya ve ahirette işe yarar amelleri için sevinmeli, Allah'a şükretmeli, kötü amel-leri için ise kendini levmetmeli, kınamalı, sıkıştırmalı, pişmanlık duymalı ve rotasını düzeltmeye çalışmalıdır.
Herkesi beğenelim kendimizi beğenmeyelim. Kendi-mizi tanıyalım, kendimizi arayalım, kendimizi bulmaya çalışalım. Bâyezidi Bistami'yi tanımayan birisi, ona gelip: "Ben Bâyezidi Bistami'yi arıyorum, nerede bula-bileceğimi bana söyler misiniz? diye sormuş. Aranılan kişi kendisi olmasına rağmen soru sorana Bâyezid-i Bistami:
"Ben onu kırk yıldır arıyorum; ama bir türlü bula-mıyorum ki." demiştir.
Kendini tanıyan Rabbini de tanıyacaktır. Onun için sık sık öz eleştiride bulunalım. Gelin önce kendimizle tanışalım. Kendinizle ne kadar tanışıyorsunuz?
Ne mutlu o kimseye ki, kendi ayıbını görür. Ne mut-lu o kimseye ki, aklı işine bekçi, kendi özüne kendi ten-kitçi olabilene. Unutmayalım ahiret hesabı, dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için daha hafif ve daha kolay olacaktır.
kaynak:ribat dergisi