Batısı boğaz, kuzeyi Karadeniz, güneyi Üsküdar ve doğusundaki ormanların ardı Şile ilçesi. Ne Beykoz benzer başka bir yere, ne de Beykoz’a başka bir yer…
Görülecek çok yer olsa da bu güzel ilçede, Beykoz denince ilk akla gelen, meydanıdır haliyle… Bu üçgen meydanın, iskele hizasında sıkışan yerinden geçen yol, her iki yanındaki dükkânlar arasından Yalıköy (kuzey) tarafına gider… Korunun yükselen duvarıyla, yüz yıllık (1908) Beykoz kulübü arasından çıkan yol ise; Belediye önünden devam edip, Paşabahçe’den geçerek güneye, Üsküdar’a doğru uzanır…
Meydan… Orta yerinde, Evliya Çelebi’nin de bahsettiği, 1224 tarihinde yapılmış, kare biçiminde, ahşap, minaresi cami ortasından yükselen Serbostanî Mustafa Ağa Camii var. Ve hemen yakınında muhteşem eser İshak Ağa Çeşmesi ki herkes onu “On çeşmeler” ismiyle bilir…
Beykoz’u gezmeye gelene bu çeşmenin suyundan içirirler ki; “bir seneye kadar tekrar gelsin” diye! Suyu da bir lezzetli ki, şeker gibi… Tunçtan yapılmış, ortadaki ikisi büyük toplam on adet lülesinden gürül gürül akıyor mübarek. Üstelik yazın serin ama kış soğuklarında ılık…
Aslında bu “Çeşme-i Kebîr”i yaptıran kişi, Kanuni Sultan Süleyman hanın hasodabaşısı Behruz Ağa imiş (1550). Fakat 1746 senesinde Sultan I. Mahmut'un emriyle, gümrük emini İshak Paşa tarafından onarılınca, çeşmede paşanın ismi de kalmış…
Ön duvarı mermerden olan bu hakiki meydan güzeli, diğer İstanbul çeşmelerine benzemez. Çeşme çukurda olduğu için merdivenle inilir… Kurnalardan akan su toplanır, ortadaki kanaldan bir küçük dere şeklinde geçerek denize gider… (Bu çeşmeyi yapanlar, üstüne ayrıca iki odalı bir ahşap mektep binası da yapmışlar, ama yangında kül olmuş.)
Bu nefis çeşme, sadece Beykoz’un değil; tüm İstanbul'un, hatta bütün insanlığın tarihsel bir değeri ve Türk yapı sanatının şaheserlerindenmiş… Birçok şiire ilham olan Onçeşmeler; başta İbrahim Çallı olmak üzere, Ali Rıza bey ve Nazmi Ziya'nın tablolarında da kendi güzelliğini göstermiş…