Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz.
Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar Forumumuzdan hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz, Mesaj yazamaz, Konu açamaz, Eklenti indiremez. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için Üye olabilirsiniz..
Malatya'nın Darende ilçesinde hiç ummadığım bir sürprizle karşılaştım.
Bu sene yedincisi yapılan "Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri" için Darende'ye davet edilmiştim. Oraları görmem için beni davet eden Somuncu Baba Camiinde görevli Musa Tektaş'tı.
Darende'nin ve bu gezinin değişik bölümlerini değişik şekillerde anlattım ve anlatıyorum.
Şimdi burada farklı bir kısmını tanıtacağım:
Caminin hemen altında bir müze var. Davetliler oraya da giriyor ve bölgenin tarihi hakkında bilgi edinmek imkanı buluyor. Fotoğraflar, objeler, kullanılmış eski eşyalar, hatta yörede ele geçen ilginç taşlar bile var...
Fakat hemen girişe yerleştirilmiş öyle emanetler var ki; sizlerin de çok hoşlanacağınızı düşündüm. İlki, bir mendil büyüklüğünde katlanmış, kenarları işlemeli beyaz bir bez üzerinde sergilenen, hardal rengi ve un kıvamında bir toprak...
Üzerinde şunlar yazıyor: "Peygamber Efendimiz (sallallahüaleyhivesellem) 'in annesi Hazret-i Amine'nin Mekke-Medine arasında bulunan Ebva Vadisi'ndeki kabrinden getirilen toprak."
İkinci olarak, sağdaki duvara konmuş bir çerçeve içindeki fotoğraf.
Onun üzerinde ise şöyle yazıyor: "Pakistan'ın Lahor Padişahı Mescidi'ndeki Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahüaleyhivesellem) 'in yeşil renkli sarığı"
Soldaki duvarda ise, camekan içinde...
Önce ne olduklarını anlamadığım, daha doğrusu ummadığım iki emanet:
Silsile-i Aliyye denen büyük İslam alimleri sırasından iki büyük zatın
İmam-ı Rabbani hazretleri ile mübarek oğulları Muhammed Masum hazretlerinin
kabr-i şeriflerinin mezar örtüleri...
İmam-ı Rabbani hazretlerinin mezar örtüsü. Siyah üzerine kırmızı çiçekler, laleler olan bir örtü. 2006 senesinde, Hindistan'dan getirilmiş.
Üzerinde şunlar yazıyor: "Altın silsilenin 24. halkası İmam-ı Rabbani hazretlerinin kabrinin sanduka örtüsü. Yıl: 2006 / Serhend - Hindistan "
.
Hemen yanıbaşında ise, İmam-ı Rabbani hazretlerinin büyük oğulları olan, Muhammed Masum Faruki hazretlerinin mezar örtüsü. O ise siyah zemine altın yaldız yazı ve işlemeli...
Onun üzerindeki yazıda ise; "Altın silsilenin 25. halkası Muhammed Masum hazretlerinin kabrinin sanduka örtüsü. Yıl: 2008 / Serhend -Hindistan "
yazıyor.
Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Hayati Yazıcı, Hazret-i Amine'nin Ebva vadisindeki mezarından getirilmiş toprağın önünde durmuş... Arkadaki camekanın solunda ise İmam-ı Rabbani hazretlerinin kırmızı renkli mezar örtüsü ve hemen sağda siyah zemin üstüne sarı işlemeli Muhammed Masum hazretlerinin sanduka örtüsü...
Rabbim, kıymetini bilenleri, onlara sevgi ile bakanları şefaatlerine nail eylesin...
Onları buraya getirenlere, buna sebep olanlara teşekkürü bir borç biliriz...
Elini, sofranı ve kapını açık tut! Gözünü, dilini ve belini bağlı tut!
Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Masallar hep uzaklarda geçer; develerin tellal, pirelerin berber olduğu diyarlarda, olmazların olduğu zamanlarda... Bazı bölgeler de vardır ki, bizlere masallardan bile uzak gelir. Fakat masallara “kahramanlar” lazımdır! Senden midir, değil midir o ayrı konu, ama bunlar gönüllü, çalışkan, sebatkâr, fedakâr insanlardır... Bu açıdan baktığınızda, işte size bir masal; Darende...
Boş bir çorba tası içindeki karınca olarak düşünün kendinizi; en uzak ufku, en yakınındaki duvarlardır... Darende’nin ve hatta Malatya’nın “atan kalbi” hüviyetindeki Zaviye bölgesinde de manzara işte budur: Her yönde dimdik duvarlar, gökyüzünü görmek için mutlaka başınızı kaldırmanız gerekir. Yani dışarıya kapalı, içeriye açık! İnsanlar dolar taşar buraya; kapı çalar, kapı açar, meçhul kapılardan geçerler...
Evvel zaman içinde terk edilmiş bu bölge... Öyle ki, sadece yedi minare kalmış kupkuru toprağın üzerinde... Sonra birileri burada “kalmaya” gelmiş ve kalmanın yolunu da bulmuş. İşte bu kalışın, siyasi ve coğrafi şartlara karşı bu inatçı direnişin hikâyesi çoğumuza örnek olmalı. Sebat eden kazanıyor, davasını samimi olarak kovalayan yakalıyor...
Binasız ve ağaçsız kuru toprak üzerinde duran camisiz yedi minarenin silik fotoğrafını gördüm; bir nehir yatağının akıl almaz bir mesire yerine, ibadethaneye, huzur mekânına çevrildiği Darende’de. İşin dinî boyutu elbette beni aşar; ben gördüklerimi söyler, yaşadıklarımı yazarım. Santim santim elden geçirilmiş bu mekân tam bir turizm beldesi şimdi; seccadeden, kayısıya ve tesbihten, üzerinde “Somuncu Baba Hatırası” yazan başlıklara kadar her şey satılıyor. Yılda bir kere de “Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri” yapılıyor ki, yedincisine davetliydim; konuşmalar yapıldı, şiirler okundu, Ahmet Özhan konser verdi, kermesler düzenlendi, davetliler gayet profesyonel olarak ve ziyadesiyle ağırlandı.
Şimdi diyeceksiniz ki: Neden Somuncu Baba? O mübarek zatın, yani Şeyh Hamid-i Veli veya Hamid-i Aksarayi hazretlerinin kabri Aksaray ilimizde değil mi?.. Kaç yıl önce bilmiyorum, ama buraya bir makam kabri (anmak için sanduka) yapmışlar ve vakıf kurup etrafında toplanmışlar. Siyasiler de rağbet etmiş; yeniler bir yana, Atatürk’ün, Özal’ın, Erdal İnönü’nün resimleri de var müzede... Benim kalbim ise bu müzedeki iki eserde kaldı; döndüm dolaştım önlerinde durdum. Neydi bunlar? 2006 ve 2008 yıllarında Serhend’den getirilmiş olan İmam-ı Rabbani hazretleri ve mübarek oğulları Muhammed Masum hazretlerinin mezar örtüleri...
Darende’nin turistik ve coğrafik güzelliklerinden zaman zaman bahsederim yine burada. Tohma suyunda nasıl rafting yaptığımı Türkiye Çocuk Dergisi’nde hem de fotoğraflarıyla izler... Ve bunların hepsini birlikte, sitemiz muammer erkul nokta kom - Anasayfa adresinden takip edebilirsiniz.
Stop
Muammer Erkul
Türkiye Gazetesi
__________________
Elini, sofranı ve kapını açık tut! Gözünü, dilini ve belini bağlı tut!
Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"
Elini, sofranı ve kapını açık tut! Gözünü, dilini ve belini bağlı tut!
Elde edemediğin şeye üzülme,(Kısmet böyle imiş.) diyerek Allaha tevekkül et!
Eline geçene râzı ol! (Kısmetim bu imiş.) diyerek Allahü teâlânın taksimine râzı ol!
Elinden çıkana ve kaybettiğine sabret! (Mukadderat böyle imiş.) de!"