|
Süper Üyemiz
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 9.080
|
HAK SÖZÜN VESİKALARI -86
MUHAMMED ALEYHİSSELÂM PEYGAMBERDİR.
-2-
Süâl: Bir babanın oğlunu sevdiği kadar, Peygamberin de ümmetini sevdiği ve emrlerinde ve yasaklarında fâideler bulunduğu, kesin olarak nasıl anlaşılır?
Cevâb: Babanın oğluna olan sevgisi nasıl anlaşılır? Bu sevgi, görünür, tutulur birşey değildir. Ancak, oğluna karşı olan mu’âmelesinden, hâllerinden, sözlerinden anlaşılır. Aklı başında olan insâflı bir kimse, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sözlerine dikkat ederse ve insanları irşâd için uğraşmalarını ve herkesin hakkını korumakdaki titizliğini ve güzel ahlâkı yerleşdirmek için lutf ile, merhamet ile çalışmalarını bildiren haberleri incelerse, Onun ümmetine olan merhametinin, sevgisinin, babanın oğluna olandan katkat fazla olduğunu açıkça görür, iyi anlar. Onun şaşılacak işlerini ve Onun mubârek ağzından çıkan, Kur’ân-ı kerîmdeki şaşılacak haberleri ve dünyânın sonunda olacak şaşılacak şeyleri bildiren sözlerini anlıyan kimse, Onun, aklın üstünde bulunan yüksek derecelere erişmiş olduğunu ve aklın erişemiyeceği, anlıyamayacağı şeyleri anlamış olduğunu hemen görür. Böylece, Onun söylediklerinin hep doğru olduğu meydâna çıkar. Kur’ân-ı kerîmde bulunan bilgileri öğrenip düşünen ve Onun hayâtını inceliyen insâflı bir kimse, bu hakîkati açıkça görür. İmâm-ı Muhammed Gazâlî buyuruyor ki: (Bir şahsın Peygamber olup olmadığında şübhesi olan kimse, onun yaşayışını görmeli veyâ yaşayışını bildiren haberleri, insâfla incelemelidir. Tıb veyâ fıkh ilmini iyi bilen kimse, tıb veyâ fıkh âliminin hayâtını bildiren haberleri incelemekle, onun hakkında bilgi edinir. Meselâ, imâm-ı Şâfi’înin fıkh âlimi veyâ Calinosun tabîb olup olmadığını anlamak için, bu ilmleri iyi öğrenmek, sonra bunların bu ilmler üzerindeki kitâblarını incelemek lâzımdır. Bunun gibi, Peygamberlik üzerinde bilgi edinen ve sonra Kur’ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfleri inceliyen kimse, Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduğunu ve Peygamberlik derecelerinin en üstünde bulunduğunu iyi anlar. Hele, Onun sözlerinin kalbi temizlemekde olan te’sîrlerini öğrenince ve hele Onun bildirdiklerini yaparak kendi kalb gözü açılınca, Onun Peygamber olduğuna îmânı, yakîn hâlini alır. (Bildiklerine uygun hareket edene, Allahü teâlâ, bilmediklerini bildirir!) ve (Zâlime yardım eden, ondan zarar görür) ve (Sabâhları, yalnız Allahü teâlânın rızâsını kazanmağı düşünen kimseyi, Allahü teâlâ, dünyâ ve âhıret arzûlarına kavuşdurur) hadîs-i şerîflerinin doğru olduğunu her zemân görür. Böylece, bilgisi ve îmânı kuvvetlenir. Îmânın zevkî olması, ya’nî görmüş gibi olması, tesavvuf yolunda çalışmakla olur). İslâm âlimleri, Muhammed aleyhisselâmın Allahın Peygamberi olduğunu çeşidli yollarla isbât etmişlerdir. Bunlardan birkaçını bildirelim: Muhammed aleyhisselâm Peygamber olduğunu söylemiş ve sözünün doğru olduğunu bildirmek için mu’cizeler göstermişdir. Böyle olduğu, tevâtür ile, ya’nî sözbirliği ile bizlere kadar, haber verilmişdir. Mu’cizelerinin en büyüğü Kur’ân-ı kerîmdir. Kur’ân-ı kerîm mu’cizdir. Ya’nî, Onun gibi söz kimse söyliyemez. (Buna benzer siz de söyleyiniz!) diyerek, meydân okumuşdur. Arabistânın meşhûr şâ’irleri uğraşmışlar, benzerini söyliyememişlerdir. (Tûr) sûresinin otuzdördüncü âyetinde meâlen, (Öyle ise, bir benzerini söyleyiniz!) ve (Hûd) sûresinin onüçüncü âyetinde, meâlen, (Onlara söyle ki, kendimden söylediğimi sandığınız bu Kur’ânın sûreleri gibi, on sûre de siz söyleyiniz!) ve
(Bekara) sûresinin yirmiüçüncü âyetinde, meâlen, (Kulumuza [ya’nî Muhammed aleyhisselâma] gönderdiğimiz Kur’ânda, [ya’nî bizim gönderdiğimizde] şübhe ediyorsanız, siz de Ona benzer bir sûre söyleyiniz! Bunu yapabilmek için bütün güvendiklerinizden yardım isteyiniz. Buna benzer bir sûre söyleyemezsiniz!) buyurulmuşdur. O zemân, Arablar şi’re çok kıymet verirdi. Aralarında çeşidli şâ’irler yetişdi. Birbirleri ile şi’r yarışı yaparlardı. Kazananlarla öğünürlerdi. Kur’ân-ı kerîme benzer kısa bir sûre söyliyebilmek için, elele verdiler. Çok uğraşdılar. Hâzırladıkları şi’rleri, Muhammed aleyhisselâma götürecekleri zemân, Kur’ân-ı kerîmden bir sûre ile karşılaşdırdılar. Sûredeki belâgati iyi anladıkları için, kendi sözlerinden kendileri utandılar. Resûlullaha götüremediler. Bu zevallılıkları karşısında, ilm ile karşı koymakdan vazgeçip, kaba kuvvete başvurmakdan başka çâre bulamadılar. Kılınca sarıldılar. Müslimânlara saldırmağa başladılar. Resûlullahı öldürmeğe karâr verdiler. Bunun için hâzırladıkları plânı
gerçekleşdirmeğe kalkışdılar ise de, târîhde herkesin okuduğu gibi, mağlûb ve rezîl oldular. Muhammed aleyhisselâmın böyle meydân okuması karşısında ve böyle elele vererek uğraşmaları sonunda, bir sûre gibi vecîz, belîğ bir söz söyliyebilselerdi, Resûlullaha gelir, okurlar, gürültü, patırtı koparırlardı. Bu taşkınlıkları dillere yayılır, târîhlere geçerdi. Bir konferanscının kürsüde öldürülmesi gibi, meşhûr olurdu. Bu başarısızlıkları, Kur’ân-ı kerîmin mu’ciz olduğunu, insan sözü olmadığını açıkca göstermekdedir.
Hak Sözün Vesikaları, Sayfa-292
__________________
Mutluluk insanı tatlı yapar...
Başarı ışıltılı...
Zorluklar güçlü...
Hüzün insanı insan yapar,
yenilgi mütevâzı...
|