Tekil Mesaj gösterimi
Alt 23-07-2008, 19:17   #7 (permalink)
dutkmd
Süper Üyemiz
 
dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 9.080
dutkmd is an unknown quantity at this point
dutkmd - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

HAK SÖZÜN VESİKALARI -80

PEYGAMBERLİK NEDİR?
MUHAMMED “aleyhisselâm” SON
PEYGAMBERDİR.
-6-
MU’CİZE NE DEMEKDİR?

-2-.




Süâl: Mu’cizelerin, peygamberlik iddi’â eden kimsenin doğru söylediğini isbât etmesi, hârika şeyler oldukları içindir. Bunu isbât etmekde mu’cizenin husûsî bir te’sîri var mıdır?
Cevâb: İşin içyüzü böyle değildir. Mu’cizenin peygamberlik iddi’âsının doğru olduğunu isbât etmesi, başkalarının bunu yapamadıkları içindir. Bu da, mu’cizenin husûsî te’sîri var demekdir. Hattâ asl isbât eden budur.
Süâl: Seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri, (Mevâkıf) kitâbını şerh ederken, (Nakl, yalnız başına delîl olmaz. Çünki, Peygamber olduğunu söyliyenin doğru olmasına inanmak da lâzımdır. Bu da, aklın kabûl etmesi ile olur. Akl, mu’cizeyi görünce, Peygamberin doğru söylediğine inanır) diyor. Cürcânînin bu sözü, mu’cizenin, Peygamberin doğru sözlü olduğunu göstermesinin akl ile anlaşıldığını bildiriyor. Hâlbuki, biraz önce, akl ile anlaşılmaz demişdi. Bu iki sözü birbirini çürütmüyor mu?
Cevâb: Yukarıdaki söz, doğru sözlü olduğunu gösteren mu’cizeyi aklın incelediğini bildiriyor. Mu’cizenin, doğru sözlü olmanın anlaşılmasını göstermesinde aklın te’sîri olup olmadığını bildirmiyor. Aklın te’sîri olduğunu söylediğini kabûl etsek bile, bu iş yalnız akl ile anlaşılır demiyor. Aklın bu işde hiç te’sîri olmaz diyen kimse yokdur ki, sözlerin birbirlerini çürütmesi düşünülsün. Seyyid hazretleri naklî mu’cizeyi anlatırken öyle söylemişdir ki, orada böyle söylemek yakışır. Mu’cizenin, Peygamberin doğru sözlü olduğuna delâlet etmesi, ya’nî göstermesi, işitmekle hâsıl olan inanmak da değildir. Tabî’î olan bir delâletdir. Ya’nî mu’cize görülünce, Allahü teâlâ, bunu görende, Peygamber olduğunu söyliyenin doğru sözlü olduğuna bilgi yaratmakdadır. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Çünki, yalancının mu’cize göstermesi mümkin ise de, vâkı’ değildir. Peygamber olduğunu bildiren kimse, bir dağı havaya kaldırsa, (Bana inanırsanız, bu dağ yerine gider. İnanmazsanız, başınıza iner) dese, inanmak istediklerinde, dağın yerine doğru gitdiğini, inanmamağı niyyet etdiklerinde, üzerlerine doğru geldiğini görseler, bunun doğru sözlü olduğu âdet-i ilâhiyye olarak anlaşılır. Evet, böyle kesin mu’cizenin yalancıdan zuhûru aklen mümkin ise de, Allahü teâlânın âdeti değildir. Ya’nî hiç görülmemişdir. [Yalancının mu’cize göstermesini akl kabûl eder. (Allah herşeye kâdirdir. Bunu da yapabilir) der. Aklın âdete uygun olmıyan bu hükmü, hattâ bu hükme uygun olayların nâdiren görülmesi, Allahü teâlânın âdeti olan olaylara olan bilgimize zarar vermez. Meselâ Deccâlın öldürmesi, diriltmesi, onun yalancı olduğuna olan bilgimizi değişdirmez. Nemrudun ateşinin İbrâhîm aleyhisselâmı yakmaması, Allahü teâlânın ateşe yakıcılık vermesi âdetini değişdirmez. Hâlbuki, aklın delîl ile edindiği bilgiye uymıyan olayın görülmesi, bu bilgiye zarar verir.] Buna misâl olarak demişler ki, adamın biri, bir Pâdişâhın elçisi olduğunu söylemiş. Bana inanmıyorsanız, bu mektûbumu sultâna götürün demiş. Mektûbda, (Senin elçin olduğum doğru ise, tahtından in, yerde otur!) demiş. Mektûbu sultâna götürmüşler. Okuyunca, inip yere oturmuş. Görenler, bunun doğru söylediğine kesin olarak inanırlar. Bu inanış, bir şeyi görüp, bundan görmediği başka şeyi anlamak ya’nî (Gâibi şâhide kıyâs etmek) gibi değildir. Çünki mu’cize, doğru sözlü olmağı kesinlikle bildirmekdedir. Mu’tezile mezhebine göre, yalancının mu’cize göstermesi mümkin değildir. Sihr ve benzeri şeyler, ba’zı şeylerin sebeblerini yaparak, o şeylerin meydâna gelmelerini sağlamakdır. Ba’zan da mevcûd olmıyan şeyi, varmış gibi göstermekdir ki, dışarda yok olduğu hâlde, vehmde ve hayâlde var görünür. Bunlar, hârika değildir. [Hücre, canlıların, canlılık özelliğini taşıyan en küçük parçasıdır ve cansızlardan ayrılan başlıca karakterdir. İnsan vücûdu, ortalama 30 trilyon hücreden meydâna gelmiş muazzam bir fabrikadır. Hücre, ışık dalgalarından aldığı elektrikle çalışır.
Molekül, bir kimyâsal maddenin özelliğini taşıyan en küçük parçasıdır ve bir veyâ çok atomdan meydâna gelmişdir. Maddenin en küçük yapı taşı da atomdur. Moleküllerin büyüklüğü 3.3 x 10-20 gramdır. 10 milyar atom yan yana konsa, bir milimetre uzunluğunda olur. Atomun yarı çapı 10-8cm’dir. Çekirdeğin yarı çapı da 10-13 cm’dir. İnsanın büyüklüğü ise 1028atom, güneş de 1028insan kadardır. Atom çekirdeği, nötron ve proton parçalarından meydâna gelmişdir. Protonlar 1.67 x 10-24gr., nötronlar ise 1.675 x 10-24gram kadardır. Elektronlar, atom çekirdeği etrâfında sâniyede 100.000 km hız civârında dönerler. Bu hızla giden bir uçak, sâniyede dünyâyı 2 def’a râhat râhat dolaşır. Bu bilgiler, Allahü teâlânın var olduğunu, bir olduğunu ve kudretinin sonsuz olduğunu ve Muhammed aleyhisselâmın peygamber olduğunu açıkca göstermekdedir. Aklı ve insâfı olan, bunu hemen anlar. Nefsine, zevkıne düşkün olan anlamak istemez. Anlıyan, dünyâda ve âhıretde râhat eder. Sonsuz se’âdete kavuşur. Anlamıyan, dünyâda rezîl ve sefîl olur. Âhıretde de Cehennem ateşinde sonsuz olarak yanar.]



Hak Sözün Vesikaları, Sayfa-282
__________________
Click the image to open in full size. Click the image to open in full size.

Mutluluk insanı tatlı yapar...
Başarı ışıltılı...
Zorluklar güçlü...
Hüzün insanı insan yapar,
yenilgi mütevâzı...
dutkmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla