Tekil Mesaj gösterimi
Alt 29-01-2008, 14:23   #2 (permalink)
dutkmd
Süper Üyemiz
 
dutkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 9.052
dutkmd is an unknown quantity at this point
dutkmd - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

"Böbürlendin mi, yoksa gerçekten yücelmiþ olanlardan mýsýn?" (Sâd, 75) buyurmak sûretiyle de, onun secde etmeyiþinin gerçek yücelikle bir alâkasýnýn bulunmadýðýný ve sadece büyüklük kuruntusundan kaynaklandýðýný beyân etmiþtir.
Demek ki "ben" iddiâsý, mânevî yolun bir nevî kanseridir. Ýblis, meleklerin hocasý iken benliði yüzünden ebedî hüsrâna dûçâr olmuþtur.
Nemrud da, Hazret-i Ýbrâhîm'in "tevhid dâvâsý" karþýsýnda kibre kapýlarak:
"Ben, Ýbrâhîm'in söylediði semâlarýn Rabbine harp îlân ediyorum." dedi. Böylece büyüklük taslayýp etrafýndakilere böbürlenmek sûretiyle, kudret ve azametini deðil, bilâkis hamâkat ile alçaldýðý seviyesini ortaya koydu.
Ebû Cehil ve emsâlleri de Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in nübüvvetini vicdânen kabul ettikleri hâlde, nefsâniyetleri sebebiyle inkâr etmiþlerdi. Zîrâ îmân ederek, o zamanlar ekseriyeti zayýf ve kölelerden oluþan mü'minlerin safýnda yer almayý gururlarýna yediremedikleri için budalaca bir inada sürüklenmiþler ve:
"Bu Kur'ân, iki þehirden bir büyük adama indirilse olmaz mýydý?" (ez-Zuhruf, 31) diyecek kadar kibir ve ucbun gayyâlarýna düþmüþlerdi.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in saâdet rehberliðini ve getirdiði istikbâl haberlerini teþekkürlerle, minnetlerle karþýlayacaklarý yerde -ne hazindir ki- kibir ve gururlarý sebebiyle çok çetin bir inatla, yüz kýzartýcý menfîliklerle, alay, hakaret ve iz'âclarla karþýlamýþlardýr.
Firavun da, vezîri Hâmân'a:
"-Bana tuðla piþirip yüksek bir kule yap ki, þu Mûsâ'nýn Rabbini araþtýrayým." diyecek kadar ahmaklaþmýþtýr.
Bu ahmaklar silsilesinin yakýn tarihimizdeki temsilcilerinden Rus astronot Gagarin'in:
"-Ben gökyüzünde Allâh'a rastlamadým." demesi de ayný ahmaklýðýn tekerrüründen baþka bir þey deðildir.
Gönüllerin îmân güzellikleri ve ahlâkî fazîletlerle tezyîn edilebilmesi, ancak "kibir ve ucub"dan temizlenmesiyle mümkündür. Geldiði yeri düþünmeden, gideceði yeri hesâba katmadan, kendisine türlü nîmet ve imkânlar bahþeden Allâh Teâlâ'nýn emirlerine muhâlefet ile kibre saplanmak, ne hazin bir gaflet ve ne korkunç bir âhiret sefâletidir. Mütekebbir Kisrâlarý kýrýp yerin dibine geçiren, zâlim Kayzerleri helâk fýrtýnalarýyla savuran, Firavunlara azap denizinin ortasýnda çâresizlik ve acziyetin en fecîsini tattýran kibir ve ucbun, bu nevî hazin akýbetlerini hatýrdan çýkarmamak îcâb eder.
Dünyâ ve âhiret hayâtýna bu derecede zarar veren kibir ve ucub da, diðer menfî temâyüller gibi -mutlak sûrette deðilse de- kontrol altýna alýnarak bertaraf edilebilir. Yeter ki Allâh'ýn emir ve nehiylerine lâyýkýyla gönül verilebilsin. Zîrâ Ýslâm, yalnýz kibir ve ucbu deðil, benzer bütün menfîlikleri bertaraf etmek, müsbet temâyülleri de, geliþtirmek husûsundaki reçetelerin en mükemmellerine sâhiptir. Bunlarýn hayata tatbiki için de, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in numûne-i imtisâl hâl ve tavýrlarý çok zengin bir fiilî kýstaslar deryâsý teþkîl eder. Yâni Allâh'ýn râzý olacaðý bir hayat yaþayabilmek için, ilâhî emirleri doðru öðrenmek, bunlarý tatbik husûsunda Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i elden geldiðince taklîde çalýþmak ve bütün güç ve imkânlarý Allâh'ýn rýzâsýný kazanmaya yönlendirmek þarttýr. Bu, iþin zâhirî kýsmýdýr. Bir de mânevî veche vardýr. O da, güzel ahlâk sâhibi olmak husûsunda Cenâb-ý Hakk'a dâimî bir duâ ve ilticâ hâlinde bulunarak haramlardan korunmaya çalýþmaktýr. Zîrâ, haram gýdâ ve gâfilâne davranýþlar, negatif enerji vermek sûretiyle idrâki matlaþtýrýr.
Ayrýca, rûhunu tasfiye ederek mânen yücelmiþ kimselerle berâber olmaya da dikkat edilmelidir ki, onlarýn rûhâniyetinden istifâde edilebilsin. Bütün bu mânevî ölçülere riâyet edildiði takdirde bertaraf edilemeyecek bir menfîlik yoktur. Sâlih ve sâdýk kimselerle berâber olmak tedbîri de, fevkalâde ehemmiyetlidir. Zîrâ hâller sârîdir. Kiþiye, muhabbet duyduðu kimsenin müsbet veyâ menfî kaderinden bir pay isâbet eder. Bu yüzden kiþi, ünsiyet ettiði insanlara dikkat etmek mecbûriyetindedir.
Cenâb-ý Hak âyet-i kerîmede:
"Ey îmân edenler! Allâh'tan korkun ve sâdýklarla berâber olun!" (et-Tevbe, 119) buyurmaktadýr. Yâni sâdýklarla berâberlik, onlarýn hâlleriyle hâllenmek istikâmetinde bir rûhî alýþveriþ imkâný saðlar.
Diðer taraftan insanda fýtrî bir sermâye olarak bulunan kibir duygusu, iki aðýzlý bir býçak gibi hayra da þerre de kullanýlmaya müsâittir. Bu yüzden makbûl olan; bu temâyülü mutlak bir sûrette yok etmek deðil, onu kontrol altýna alýp hayra istikâmetlendirmektir.
Zîrâ fýtrî bir sermâye olan kibir temâyülünü kullanmanýn câiz, hattâ gerekli olduðu durumlar da vardýr. Nitekim bunlardan biri olmak üzere; "Kibirliye karþý kibir, sadakadýr." (Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, IV, s. 366/5299) buyrulmuþtur.
Yine Ýslâm'a karþý mütecâviz bir durumda olan inançsýzlara ve fâsýklara karþý Ýslâm'ýn izzet ve haysiyetini muhâfaza etmek için yapýlan tekebbür de makbûl sayýlmýþtýr. Zîrâ böyle durumlarda bu fýtrî sermâye yerinde, haklý ve müsbet bir sûrette kullanýlmýþ olur ki, o zaman "vakar" adýný alýr.
Vakar da, tevâzû gibi ahlâk-ý hamîdedendir. Zîrâ Cenâb-ý Hak, râzý olduðu kullarýnýn vasýflarýný bildirdiði âyet-i kerîmede:
"(O sâlih kullar), yalan yere þâhitlik etmezler, boþ sözlerle karþýlaþtýklarýnda vakar ile (oradan) geçip giderler." (el-Furkân, 72) buyurmaktadýr.
Nasýl ki tevâzûnun gerekli olduðu durumlarda kibir göstermek, çirkin ve iðrenç ise, vakar vasfýndaki tekebbürün câiz ve hattâ gerekli olduðu durumlarda tevâzû göstermek de zillettir.
Yâni yaratýlýþtaki bütün istîdatlarý lâyýk olduðu ölçüde tutmak ve onlarý Ýslâm'ýn çizdiði hudutlar çerçevesinde kullanmak lâzýmdýr. Hayâtý numarasýz gözlükler gibi tavýr yeknesaklýðý içinde yaþamak, Ýslâm nazarýnda ne makbul sayýlan, ne de arzu edilen bir durumdur. Zîrâ yeri geldiðinde zehir bile þifâ olur.
Velhâsýl, ebedî saâdet için, hayatý, sonsuz ilim sâhibi olan Hak Teâlâ'nýn emirleri istikâmetinde yaþamak ve bu emirlerin -tâbir câizse- mantýðýný kavrama husûsunda büyük bir hassâsiyet göstermek þarttýr.
Cenâb-ý Hak, ilâhî intikam ve kahrýný celbeden iðrenç vasýflardan lâyýký vechile sakýnabilmeyi cümlemize nasîb eylesin. Bizleri, Ýslâm'ýn izzet ve vakarýný taþýyan; ilâhî kudret ve azameti karþýsýnda ise "hiçliðini" idrâk edip haddini bilen, yersiz övünmelerden sakýnan ve:
"O Rahmân'ýn (has) kullarý ki, yeryüzünde mütevâzî olarak dolaþýrlar" (el-Furkân, 63) âyet-i kerîmesinden lâyýkýyla hissedâr olan kullarýndan eylesin!

Âmîn

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ
__________________
Click the image to open in full size. Click the image to open in full size.

Mutluluk insaný tatlý yapar...
Baþarý ýþýltýlý...
Zorluklar güçlü...
Hüzün insaný insan yapar,
yenilgi mütevâzý...
dutkmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla